DELİYE HERGÜN BAYRAM

Bizim çocuğa da her an doğumgünü. -Bayramda İzmir kazan biz kepçe gezdik durduk ama hala ben bu yaz bronzlaşmak.. modundan çıkamadım. O yüzden tatil diyemiyorum kocamın yüzünü görmüş oldum bu sayede-Nerede, kimin olduğu önemli değil pasta+mum ikilisini yanyana gördüğü anda doğumgünü krizi tutuyor. Fuli&Conan' ların evi ve doğum günü çocuğu da aslında Fuli:)
Uyumamak Uyuyabilmek için ne yapacağını şaşırmış bir sıpanın nakavt olmuş hali derler buna. Bugün benzer bir pozisyon için "sağ kolumu veririm" derler ya öyle bir durumdaydım. Arkadaş saat 13:30 da düştük yollara. Annem ile keyifli bir gün geçirmekti tek hayalim. Yaklaşık 1,5 saat hiç durmadan yürüttüm. 1 saat pazar&eve dönüş. Elimizdekileri bırakıp fırladık tekrar 1,5 saat daha yürüdü. 15 dk yemek molasi 45dk. Ikea çocuk cennetinde azdı. Yanıma aldım beraber koşarak gezdik. Oradan Forum' da gezdik. Saat 22:22 hala evde terör estiriyor. İnsafın kurusun a velet! O yüzden bıraktım kendi haline; geçtim bilgisayarın başına. Uyurken ne güzelmiş nostaljisi yapıyorum. E ben seni yarın 07:00 iştimasına kaldırmaz mıyım!!!!!
Faraş&Fırça çalışması olarak mı türkçeleştirilir bu bilemedim. Ama sık sık bir kase kuru bakliyat/pirinci birden odanın ortasına dökünce; koştura koştura alet edavatını alıp süpürüyor da süpürüyor.
Bayramın 2. günü "Aaa! Toz olmuş burası diye fırçayı kapması ayrı bir yeme de yanında yat idi bizim için. Montessori' nin üzerine çok gitmişler ya çocuk işçi yetiştiriyor diye. Bunu yaptıklarımıza şahit olan bazı kimseler de diyorlar. Ne derlerse desinler..

YENİ KİTAPLARIMIZ

Genellikle iki ayda bire denk geliyor yeni kitaplar. Arife günü eski kitapçımıza bir uğrayalım dedik. Yeni yerleride kendilerini ziyaret ettik. Sokak aynı fakat 2-3 dükkan ileriye taşınmışlar. Arka&ön olmak üzere iki girişi var. İçerisi alışılagelmiş eski kitapçılardan oldukça farklı. Ferah, düzenli. 2 okuma köşesi oluşturulmuş. Birincisi kendi oturma odanız&kitaplığınız hissi veriyor. İkincisi de pilakların, bir pikabın, eski bir radyonun ve eski dergilerin eşliğinde mini bir okuma köşesi. Oldukça nostaljik ve çay&kahve eşliğinde sesiz sedasız güzel bir alan.
Kitaplar büyük kitapevlerindeki gibi kategorize edilmiş. Toz yığını içinde boğuşmuyorsunuz. Bir de çocuklar için okuma köşesi oluşturulsa tam olacak. Güler yüz ve ilgi istemediğiniz kadar var. Bu arada çaylar da şirketten:) Pek güzel olmuş; tekrar hayırlı olsun diyeyim. Gelelim aldıklarımıza:
Örümcekler/Rebecca Gilpin
Çöp&Geri Dönüşüm/Stephanie Turnball
Dans Etmesini Seven Hipopotam/Şükran Oğuzkan

Uzay konusuna giriş yapmıştık ya; konuyla ilgili kitaplarımız:
Can&Uzaylı Arkadaşları/Şükran Oğuzkan
Mavi Gezegen/Brian Bett
Uzay Denen O Yer/Helen Sharman

Bunlar da aklımda kalıp da ilk fırsatta alacaklarım:
Ay' da/ Anna Milbourne - Benji Davies
Kralın Piresi/ Akşit Göktürk
Maymun Kral/ Feridun Oral - Sara Şahinkanat
Kırmızı Elma/ Feridun Oral
Mevsim Masalları/ Tarık Demirkan
Yaz Masalları
Güz Masalları
Bahar Masalları
Kış Masalları

E kendimi de es geçmedim tabii:) Gecikmeli de olsa;
Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?/ Tim Seldin
Maria Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi Sanatı / Emel Çakıroğlu Wilbrandt (RifBaba' nın kızkardeşine)
Çocuğunuza Sınır Koyma/ Robert Mackenzie

Alpi' nin kitaplarını elden geçirirken farkettim ki Doğan Egmont Yayıncılık' ın da epey bi kitabı varmış bizde.
Mutlu Büyüyorum-Ucndan Azıcık/ İnci Vural 
Bu da ilerisi için almak istediğim bir kitap:)


SENDE Mİ BRUTUS?

Bayramın 2. günündeyiz. Anneanne bizde kaldı; Alpi mutlu. ElfAna kendi kendine ortalık toparlarken pratik hayat materyalleri ile ilgilenirken; RifBaba heyecanla odalar arası tur atarak karısını arıyor: Elinde haftalık bir dergi ve bana Ankara' daki bir montessori okulundan bahsetmeye başladı. Reklam ilginç:"Gerçekten çarpım tablosunu ezberlemeye gerek var mı?" Matematik öğretmeni zamanında hayatının 2 yılına mal olduğu için bu konuda çok hassastır.
Montessori okullarındaki karma sınıflardan bahsetti bana sonra.. Efendim o köyde küçükken de olaylar böyle olurmuş; büyük çocuklar küçükleri yönlendirirmiş&onlara göz kulak olurmuş. E arkadaş; son 3 yıldır ortalıkta kesik başlı tavuk gibi çığrına çığrına güzel güzel sana ben ne anlatıyorum? Bu grafiker milletinin reklamla uğraşanlarının gözüne girmek için elimde posterle mi dolaşmak gerek acaba? Sana ben story board mu hazırlamalıydım? Sonra -heyecanlanmış belli- bunu evde çocuğa vermek için neler yapmak gerek kısmına girdi kocamcım! Düzenli bir şekilde; okulda nasıl çocuklarla ilgileniyorsam öyle ilgilenmeliymişim Alpi ile. Yok efendim bugün canım istemiyor yemek, temizlik yapmadım türünden bahanelerle bu işe girilmezmiş.(Bak sen???)Sistemli ve kararlı olmalıymışım. Tepem atmayacakmış. (Eeee??) O materyalleri yapıp yapıp bir kenara dizmeyecek&tekrarlayacakmışım.(Duyan da Türkiye' nin AMI sorumlusu sanacak kocamı :) Sevimli bir edayla hemmen kocama sırnaşıp :
-Tabii canım ve bunu bu kadar cici cici uygulamak için bazı materyallere de ihtiyacım var. Bunlar yurtdışından temin ediliyor. E bu kadarını da biliyorsundur dimi?
 RifBaba çevik bir şekilde sırnaşık karısından sıyrılır& yan odaya kaçar:)
Direnme hayatım! Alpi&benim gibi sen de zevk alacaksın bu işten. Aklın yolu birdir!
  Kocanın da hizaya gelmesini zevkle yazarken aklıma bir-iki şey geldi.
1. RifBaba&Alpi kahvaltıda didişiyorlarken koca kişisi benden yemesi konusunda destek istedi. Alpi bombayı patlattı: "Elif senin karın falan diil. Yok sana karı-marı!!!"
2. Bahsi geçen okulun web sitesini incelerken "Öğretmenler hizmet içi eğitimlerle Montessori Yöntemi’ni öğrenmeye başlarken" kısmı dikkatimi çekti. Dergideki röportajında  kurucu bayan demişki; "Bu eğitim yurtdışında alınabiliniyor; Amerika&İngiltere' de." (halbuki ben AMI' nin dünyanın çeşitli ülkelerinde 49 tane eğitim merkezi bulunduğunu sanıyordum) Dikkatimi çeken bölümse web sitelerinde yazıyordu:"Öğretmenler hizmet içi eğitimlerle Montessori Yöntemi’ni öğrenmeye başlarken". Yani benim anladığım bu okuldaki öğretmenleri kendileri yetiştirmiş(!). Asistanlık eğitimi alıp almadıklarından bile bahsedilmiyor. Öyle AMI' di AMS' di; Türkiyede 2007 de verilmiş olan montessori asistan kursunun devamı falan hiç uğraşmayalım da gidip bizzat kendilerinden öğrenelim, kendilerinden eğitim alalım. Yanlışsam buyrun düzeltin.

ALPİ SEÇTİ

Hava/Su/Kara başlangıcı yapmak istiyordum. Günler öncesinden hazırlıklarımı tamamladım. Bu sabah başlayacaktık. Tam köşelerini hazırlamak için odaya girdiğimde yatağı, halısı ve masasının üstünün "Uzay" ile ilgili kitaplar%resimlerle dolu olduğunu gördüm. İlk defa bir konu ile ilgili toparlayabildiği bütün ıvır zıvırı materyallerini yaymış düzenlemiş. Çok şaşırdım çünkü ilk kez oluyor bu. Benim yönergelerim olmadan yapmış hepsini. Meraklı Minik dergisinin uzay konulusunu almış; minik toplarını güneş sistemindeki gezegenlerin yerine koymuş. Bıraktım elimdeki herşeyi; Tübitak yayınlarından aldığım uzay ile ilgili bütün kitapları getirdim. Eline de bir makas tutuşturdum ki buna da daha önce yanaşmıyordu. Birlikte dergideki bir sayfadan mini bir kitapçık yaptık. O öğle uykusundayken güneş sistemi ile ilgili bir mobil tasarlayacağım. Fotoğraflar veya kitap linkleri için şu an hiç kasamayacağım kendimi zira blogspot sapıtmış gerçekten. Düzelirse Düzelince yayınlarım. Benim oğlan aya fezaya çıkacak Türk blog yazarları hala cevap bekleyecek:)

*Ben yazarken Alpi merkür, mars ay, dünya diye sayıyordu.

THESE BOOTS ARE MADE FOR WALKING

Hayırlı olsun; nur topu gibi ortopedik ayakkabılarımız oldu! Bilmem ne taban, full ortopedik, bilekten destekli. 7-8 yaşına kadar kuzucuk bunlarla takılacak. Nereden icap etti? Oğluşun tombik tabanları çökmüş, düztaban olmuş. Aynı annesi gibi. Evde ayakkabı giymek istemediği zamanlar parmak ucunda yürütmeye gayret ediyoruz. Vallahi yatsın kalksın dua etsin zamane düztabanları.
Benim çocukluğumda full ortopedik ayakkabı hele hele ortaokul, lise zamanında hayaldi. Özel yapım ayakkabıların içine her adımda adamın gözünden yaş getirten çelik tabanlıklar konulurdu. Dün gibi hatırlıyorum: Burnu yuvarlak, bileğe kadar sıkı sıkı iplerle donatılmış çelik tabanlılarımı. Allahım ne ızdıraptı onlarla yürümek. Çocuksun yaa koşturmadan durulur mu hiç? Babamın beni upuzun sahil boyunca taşların üzerinde yürütmeleri. Sonra ergenlik ve uzaktan uzaktan bakılan topuklular. Stiletto hayranlığım buradan geliyor herhalde.

Bu tabaklar yeni keşfim. Bölmeli köpük tabaklar. Daha çok piknik için tercih ediliyormuş sanırım. Bizim evdekilerin pek bi piknik kültürü yok zaten. Montessori aktiviteleri için pek uygun geldiler. 




Bu da bizim diğer yeni keşfimiz: HIŞIR. Bildiğiniz kelek, kavun ne derseniz. Hep turşusunu görürdüm ama kabuklarıyla katur kutur yendiğini bilmiyordum. Kavun ile salatalık arası bir tadı var. Kabuğuyla yenecekse çok çok iyi yıkanması gerekiyor yoksa kumlu bir aroma da ekleniyor:)






Nane&fesleğenler hala kurumadılar; bekliyoruz. Domatesler kavanozlandılar. Sarmısaklar asılıp kurutuldular. Taze fasulyeler temizlenip derin dondurucuya kondular. Dolmalık biberler içleriyle beraber şoklandılar. Kuru fasulye, nohut, tarhana, bulgur da buzdolabında. Havalar serinleyince tezgah altına inecekler. Biberleri ve patlıcanları ipe dizip kurutma hayalim vardı; aşırı yağan yağmur ve puslu gökyüzü buna engel oldu. Onlar da derin dondurucuya artık. Hergün taze otlarla beslenmiş ineklerin sütnden kese yoğurdu vardı. Bitti. Ahh o yağlı tadı tava yoğurdu diye satılanlarda bile bulmak namümkün. Keşke fırsat olsa da kuzucuk hergün o sütten içebilse. Hala pastörize sütün kapağını her açışımda vicdanımla hesaplaşmadan edemiyorum.
Neyse; erzak&ruh hali olarak biz koşa hazırız.Eyy Kışşş! Gelince 3-5 kar tanesi yağdır da şu benim velet kartopu diye sayıklıyor. Gönlü olsun bari.

ÜSÜNTÜ & MUZ KABUĞUU:((

AĞUSTOS' TA KÖY

Köye geçmeden ve de unutmadan eklemek istedim. Bizim oğlan minik arkadaşının annesine şimdiden yağ çekiyor. Şekerim bebek gelsin, sana da ona da 100$ lar feda olsun! Anlarsınız siz:)))Ben de öptüm diğer yanağından.

Gittik ve de geldik. 2-3 yazıya böleceğim zira takibi zor oluyormuş:) Alpi artık tescilli bir köy faresi. Dev salyangozlardan kırlangıçlara, mısır tarlasından domateslere, çaylardan derelere, daldan dala kondu kara gözlüm.
Köy yolculuğu yol alışverişinden başlar. Bunlara dayanamıyorum.
Dev balkabakları&tumba denemeleri.

Hepsi birarada öyle enfes bir koku yayılıyor ki..
RifBaba' nın annesinin anlata anlata bitiremediği bahçesinin yeni çiçekleri. İki ayda ne kadar da değişmişler. Bakınız.



Alpi tatil boyunca hep bu pozisyondaydı: Popomu yere koysam mı? Koymasam mı?

Yok be ne koycam! Kudur tabii yavrum; oturmaya mı geldik?
Anneanne&Alpi az sonra RifBaba' nın annesini delirtecek olan hareketi yapmak üzereler!
Kadın gözü gibi bakıyor bunlara; sinirden tek gözü büyüyüp diğeri küçüldü:))

KÖY TATİLİ DEVAM

Büyükbaba, yeni balıklar için yeni havuzlar hazırlıyor. Gidip görelim dedik. Amcanın kamyonetiyle gidilecek Yippiee! Arkaya atladık. Da atlamaz olaydım. Popomdan başlayıp beynime ulaşan o sarsıntılar bir dahaki sefere öne oturma kararımı kolaylaştırdı. Yazın kuru olan çayın içinden geçtik. Tabii asfalt yol değil. Tangır tungur dev taşların üstünden. Ama Alpi çook eğlendi. Bu tatil tam harikalar diyarı gibi birşey oldu. Ben de sevdim ama yok arkadaş ben tatile tatil demem Bodrum' a gidemedikten sonra..

Başka bir cennet köşe keşfetmiş olduk böylece.


Burası da oradaki çayın gözüymüş. Yani suyun kaynağı. Aşağıya inip su içtiler. Epey zahmetliydi, ben üşendim.
Buna "Köş" diyorlar. Köy boyunca, köye gelen giden yollar boyunca her yerde görmek mümkün. Köyde yollra düşenler; tarlada çalışıp da dinlenmek isteyenler bi yol soluklansın diye yapılırmış. Şimdilerde bildiğimiz betondan olanları yaygınlaşmaya başladı. Dört tarafı kapalı; üstü mini teras gibi. Kışın da koruma amaçlı olsun diyeymiş. Feci soğuk yapıyo orası. Mantıklı belki ama çok kötü gözüküyo yaa. Orjinal köşleri her zaman sevdim de şimdi farkettim; 1 kez oturmuşluğum var. En yakın zamanda Alpi ile denene! Tabii eskiden altımızda araba yoktu. Çıkıyorduk köydeki evden hababam yürü taa ki bir traktörle yollamız kesişip bizi yolu üstündeysek bırakana kadar. Köyde otostop çekilmiyor:) Traktördekiler seni yolda gördü mü selamın aleyküm, aleyküm selam, atlayın biz bu tarafa gidiyoruz; iyi biz de bu tarafa. Bu kadar. Tanıyıp tanımamak önemli değil. Hala gece yaTmadan önce kapı/pencere kilitlememe gülüyorlar. Kaç yıl oldu alışamadın mı diye. Yok anacım alışamadım. Bizim yaşadığımız yerler hala böyle değil ki! Canının derdinde insan şehirde!

Kış elmaları olmuş sayılır. Pek bi lezzetliydiler.
Hormonsuz/ilaçsız şeftaliler. Haliyle mini miniler.
Dedenin motosikleti test ediliyor; Alpi' nin ağzı kulaklarında. Dedesi köyde bi korkuttu kuzumu bi korkuttu:( Havuzları temizleyip canı çıkmış vaziyette yanımıza gelmiş bir çay keyfi yapmaya. Bizim iki fare kudurukluğun doruklarında. Birden sessizlik ve "Anneeeaaaa! Böhüüüeeee!" çığlıklarına koşturdum. Dedesi baktı olmayacak dişleri Böööö diye çıkartınca ikisinin de aklı çıkmış. E tabi bu ertesi gece taa ki ben bayrakları açıncaya kadar devam etti! Sonradan anlattılar; bu dede gençliğinde de yeğenlerinin kabusuymuş! İşte bu yüzden sonraki günler Alpi mecbur kalmadıkça dedesinin yakınından geçmedi. Yanına gittiğimizde de öptürmedi kendini. Dede motoruyla kandırana kadar:)

KÖY TATİLİ SON

Burası cennetten bir köşe! 13 sene önce RifBaba beni köyüne ilk kez götürdüğünde; amcası, eşi&o zamanlar minik bir oğlan çocuğu olan oğullarıyla burada muhteşem bir piknik yapmıştık. Yılan korkusuna bu sefer içerilere giremedik. Fakat bir dahaki sefere tekrar burada Alpi ile bir piknik patlatmak isterim. Vallahi deşindim&birkaç foto buldum:
Bunlar yeniler:

Burası suyun çıktığı yer yani "gözü". Buzzzzz!
Köy faresi&şehir faresi-hala oğlu-



Anneanne.
Su kuşu.

Karşıya geçiyoruz.

Geri dönerken bir keçi sürüsü yayılmış oyun alanlarına veletlerin.

Üstteki fotoğrafların çekildiği yer; tam alttaki sivri dağın arkası oluyor.
Alabalık havuzlarının oradan çekildi.
Gelelim mahsüle! Domateslerin bir kısmı turşuluk. Koca iki kasa getirdik. Yarısını kış için kavonozladım bile. Diğer yarısı kızarsın diye bekliyordu ki onlar da olmuş bile 3 günde.
Mısırlar yaz başına-Haziran yayla havasında anca yazbaşı oluyor-göre epey büyümüşler. Bakınız. Yanımızda getirmeyi unuttuk ama köyde minik farem bol bol haşlama&közleme olarak lüpletti.
İşte burası içimde yara. Ahh ahh! 2 ay boyunca bekledim o kirazları! RifBaba' nın işleri düzene sokamamasıyla son partiyi de arılar halletmiş:( Bunlar vişneler. İtinayla toplandılar, ayıklandılar, kavanozlanıp kaynatıldılar. Bir kısmı marmelat, bir kısmı şerbet, bir kısmı da komposto olarak saklandı. Arabada yer kalmadığı için Kurban' da alınmak üzere bizi bekliyorlar.
Bir kedi gördüm sanki!
Gördüm! Gördüm! RifBaba; eğlendin mi? Anlamışsındır sen!:))))

Taze finduklar. Eve getirdik, ayıkladık, evin iki sincabı bitirdi bile.
Taze cevizler. Bunlara yetişemeyeceğiz maalesef:( Bu gidişte henüz cıvıktılar. Kurban da ise sertleşip normal ceviz kıvamına gelmiş olacaklar.
Kavunlar.
Çalış ırgat! Tatil senin neyine?
Halası yakalayıp getirdi. Yeni uçmayı öğrenmiş bir kırlangıç yavrusu. Alpi mest:)
Bu macera burada biter! Eve döndük ama atamadım hala yorgunluğumu. Alpi de köyde taş toprak yattı, oturdu; şimdi hasta:( Sezonun ilk sümüklerini akıtıyor önce hapşuruk şimdi de öksürükler eşliğinde. Bir sonraki yazıda köy mahsüllerinden yaptıklarımız var. Alpi harikalar diyarına bu hafta yeni okulumuzdan devam edecek. 1 hafta denemedeyiz analı oğullu.


 

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More