Ağustos ve köyde tatil


Taa Ramazan bayramından kalma fotoğraflar beni bekliyordu. Bir önceki postta yazdığım gibi gayet bencilce fotoğraflar yükledim. 




Burası köy meydanına yakın sokaklardan biri. Çocuklar sokağın bir ucundan diğer ucuna kadar sağlı sollu sıralanıyorlar. Önlerinde genellikle kutuları veya torbaları oluyor. Bayramda çocukları sevindirmek isteyen büyükler; sıradan dağıtıma başlıyorlar. Bu olaya "dilimlik" deniyor. Pişi, lokma, yufka, şeker, çikolata, bisküvi ve gofret çocuklara paylaştırılıyor. RifBaba, bu manzarayı görünce çok duygulanmıştı. Kendi çocukluğunda köy meydanında yaparlarmış ve bayramdan önceki 2 gün, sabahtan akşama dek sürermiş. Köyün genç nüfusu artık azaldığı için; günümüzde süre bu kadar uzun olmuyor.


Bu şebek de dilimlikçi Alpi:) Olayın mantığını çözene kadar; yani sıra kendisine gelene kadar sıkılarak etrafına bakındı durdu. Arka sıradaki köyün oğlanlarından bazıları, yavru kuş ile "maytap geçti". Yedikleri şeker jelatinlerine taş sararak, bizim çömezin kutusuna attılar. Model itibariyle epey dikkat çekiyordu zaten. Yıllar önce köye ilk gittiğimizde; şortlarımız ve sarı saçlarımla köyde devrim yaratmıştık. Beni Alman zannettikleri için; hala RifBaba' nın "Alman Gelin"i ne ettiği vb detayları soran çıkıyor:))) Şebek ilk iki seferden sonra akıllandı ve çocukları geri püskürtmeyi öğrendi.


İşte dilimlik ganimetleri. Geçtiğimiz ramazan bayramında babaannesiyle telefonda konuşurken; "Çocuklar ganimet topladılar mı?" diye sordu. Ona ayırmayı unutmamalarını hatırlattı Kibar Feyzo:)

Ganimetler, tatil boyunca bizimle gezdiler ve İzmir' e bile kaldı. Hatta hala buzdolabında bir kaç çikolata duruyor. Uyurken bile ganimet kutusunu başucunda muhafaza ettiği tahmin edilebilir sanırım.





Kış hazırlığı. Buğday toplanıyor, kaynatılıyor ve kurutuluyor.


Köyde mahsul, buralara göre daha geç oluyor. Yayla havası.



Dağ kekiği. Dalında misler gibi kokuyordu.


Organikse; buyurun organik.


Odunlar kesilmiş, taşınmış, dizilmiş.


Dırınınımmm! Geldik 14 senedir beklediğim bölüme! 14 sene önce, RifBaba beni ailesiyle tanıştırmak için köye ilk götürdüğü günlerde; kardeşleriyle beraber buraya gelmiştik. Çok severim böğürtleni. Hiç abartmıyorum; baş parmağın ilk boğumu iriliğinde böğürtlenler yemiştim. O kadar coşmuştum ki; altı kişi -ben de toplamaya devam etmiştim- bana böğürtlen toplamıştı.Tişörtümün içine biriktirmiştim topladıklarımı ve her verileni yiyiyordum. Karnıma ağrılar girmişti ve kıvranıp ağlamıştım. Bilin bakalım ne yaptım? Yemeye devam etmiştim! Biliyordum ki; böylesini kolay kolay bir daha bulamam. Bulamadım da! Bodrum' un doğası tam katledilmeden önceki yıllarda, patikalarda fink atardım böğürtlen de böğürtlen diye. Köpek mi saldırmadı, yılanların üzerinden mi zıplamadım, kafa göz mü yarmadım, akrepler, zehirli örümcekler... Hiçbiri beni yıldıramazdı. Çok tenha olduğu için patikalar, ailem tarafından yasaklanmıştı üstüne üstlük:)

RifBaba' nın bu sürpriziyle resmen sevivçten delirdim. Üstelik kuzumla beraber yiyecektik bu kez. Tabii ben öyle sanıyormuşum...



O kadar iri ve lezzetli olmasalar da; Alpi epey memnun kaldı sonuçtan. Topladığımız tüm böğürtlenleri lüplettikten sonra işte bana kalanlar. Sonuç; iyi ki zamanında ağlaya zırlaya ne varsa yemişim dedirtti. Ben mi kökünü kuruttum acaba o zaman? :P


Sarı erikler. Hemen denedik; yiyemeyeceğim kadar tatlıydılar. Hurmayı ekstra şekerle desteklemişler veya bala toz şeker eklemiş gibi tatlıydı. Hiçbirimiz ikinciye uzanmadık bile.

Nadir kalan patikalardan. Biraz aradım google' da ve Bodrum' daki patikaları gözünüzde canlandırmanız için şunları buldum:

Sol üst fotoğrafın daha karanlığını hayal edin. Yani çalılar, neredeyse tüm gökyüzü gözükmeyecek şekilde birleşmiş. Muazzam bir ışık hüzmesi; aynı zamanda da ürpertici...

Zemin de sol alt fotoğraftakine benzer. Daha yuvarlak hatlı, iri taşlar. Zamanla aşınmışlar. Basacağın yeri doğru seçmedin mi; el mahkum, iki seksen yerdesin.

Çok ilginç örümcek ağları olurdu. Şimdinin zaman tüneli tasvirindeki gibi. Geniş bir delik; huni gibi, gitgide daralarak çalıların derinliklerinde son bulurdu.

Sıklıkla; kendinizi pek de evcil sayılmayacak köpeklerden korumak için, yerde bulduğunuz dal parçasını elinize aldığınızda dehşet içerisinde onun aslında bir engerek olduğunu fark ederdiniz.

Hala kanın deli aktığı; martta iskeleden kıyafetlerle denize atlayıp sezonu ilk kimin açacağına bahse tutuştuğumuz, deniz analarının sokmasından korkmak bir yana; işaret parmağımızı hayvanın içine sokarak döndürüp, kızdırıp, en yakındaki arkadaşın üstüne salıp sokturduğumuz, gece yarısını geçince evden gizlice çıkarak plajda ateş yakıp hayalet hikayeleri anlattığımız, Turgutreis abidesinin arka tarafında tek ayakla Yunan adalarına karşı başın dönmeden dalgaların akıntısına doğru bakma zorunluluğu koyduğumuz yıllardı.

Dayanamadım, abidenin bahsettiğim zamanlardaki fotoğrafını da ekledim. Burası yüksek bir tepeydi. Fotoğrafta denizle bir gibi gözüküyor fakat 8-10 metre vardı sanırım. Tam arka tarafta; tırmanarak çıkılabilecek, hala neden yapıldığını bilemediğim, yaklaşık 80x80 bir çıkıntı vardı. Onun ucunda da tam uçuruma doğru; ancak bir buçuk ayağın sığacağı bir çıkıntı daha. İşte bu ikinci çıkıntıda denge-cesaret oyunumuzu oynardık. Düşüp, ölenler olmuş denirdi ki; aşağısı kayalık. Olabilir. Abide, 2003 yılında işadamı Şevket Sabancı tarafından yaptırılan park düzenlemeleri sırasında yıkıldı.
Kendi yaptıklarımı hatılayınca; Alpi' nin yapabileceklerinden tırstım, iyi mi! Gevezeliğim tutmuş; nereden nereye. Bodrum' um gelmiş benim fena halde...
Fotoğraflar: panoromio.com & www.dzkk.tsk.t


Bu sandaletlerime gözüm gibi bakıyorum. İki yazdır ayağımdan çıkartmadım ve yıprandığında yurtdışından getirtmeyi düşüneceğim tek ayakkabı bu olur herhalde.


RifBaba' nın elleri... Alpi kuşa söz vermiş; taş vurmak (!) için sapan yapacaktı köye gidince. Eee, Alpi de herhangi bir şey için söz aldı mı hayatta unutmaz. Kuzunun ilk kez sapanı olmuş oldu ve ne işe yaradığını da çözmüş durumda. Babası parmağını kesti. Eğer dikkatle bakacak olursanız; aynı elin işaret ve baş parmağı çevresi eski kesiklerle dolu. RifBaba çocukken tahta işlere doyamazmış. Hala da televizyonda -özellikle TRT' de- eski el işçiliğiyle ilgili belgeselleri kaçırmaz. Silah, sapan, araba.. aklına ne gelirse yontar, keser, yaparmış. Bir hatıra da oğlandan kaldı..


1. bölümün sonu






6 yorum:

Elif dedi ki...

Alpi'min "dilimlik" toplaması ve Rifbabanın bu ana şahit olması ne güzel.Ben bile duygulandım.

Bu arada bizi de köye götürsenize. Bayıldım ben buraya :)

Jise-İklim dedi ki...

Anlatıma da, fotoğraflara da, Alpi kuşun dilimlik ganimetine de, böğürtlenlere de, sapana da bayıldım :))

FADİŞ dedi ki...

Ne güzel bir gelenekmiş "dilimlik", doğa da çok güzel, Alpi pek havalı çıkmış doğrusu:)

ElfAna dedi ki...

Elif,
Disarida tuvalet, her turlu haserat ve hayvan, vb lerine dayanabileceksen aksama konusalim bu konuyu:P

ElfAna dedi ki...

Jise,
Eyvallah.

ElfAna dedi ki...

Fadis,
tesekkur ederiz:)

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More