Etme cahil ile sohbet küstürür,


Silme kı.ç.nı cam ile kestirir!
(Yazının sonunda bu sözün anlamı ortaya çıkacaktır!)

Of of off! Hep böyle oluyor bu yazma işi. Ne zaman bloga ulaşamayacak bir yerdeyim; -otobüsteyken, uyumak üzereyken, sınıfta çocukların faaliyetlerini bitirmelerini beklerken ve uyku odasında dinlenirken- aklıma yazmak için neler neler geliyor. Bilgisayarın başına oturunca da bir süre bomboş sayfaya bakıp, bari fotoğrafları düzenleyeyim diyorum. Bu sebepten Alpi Harikalar Diyarında, yakında bir fotoğraf bloguna dönüşecek.



Yine öyle bir anımdayım şu an. Üstelik aklım da bir karış havada. Profesyonel fotoğraf makinalarını incelemekten geliyorum. Benim emektar, Çarşamba günü Alpi' nin yılbaşı balosu hallerini çekerken karardı ve sizlere ömür. Aslında elimizde bir Fuji var. Smart media karti kayip. Yardımcı olabilecek var mı?

Bu sebeplerden, can sıkıntısından eski dosyalara göz attım dün. Ve ne göreyim? Unutulmuş onca fotoğraf! Geçen seneye, 2 sene öncesine ait bir dolu fotoğraf. Pek keyifliydi bunlara bakmasi. Anlayacağınız, bu sefer, bir yandan eski fotoğrafları serpiştirirken; diğer taraftan da yazacak birşeyler arıyor olacağım. -ve çaktırmadan zaman kazanmaya çalışıyorum-



Ben O'nun yaşındayken bunları görecektim de; 10 dakikadır oynamadığım arkadaşımı görmüşüm kadar tepki verecektim ha? Mümkün değil! Delirirdim sevinçten. O da sevindi ama benim olacağımı iddia ettiğim kadar değil. Yaşadığımız dönemler ne kadar da farklı. Gerçi şimdi hatırladım; 2,5 yaşındayken ilk kez Wall-e' yi 2 boyutlu gördüğünde boynuna atlamıştı.


 Bunu hatırlıyorum. Geçen kış sonu, birlikte tost hazırlarken.


 Bu da geçen kış ortası, yer fıstığı ayıklama aktiviti.


 2 önceki yaz sonu. Nar ayıklayıp yeme aktiviti. Acaba kimi aniyorum bu aktivitlerle?


Geçen kış olduğunu, ayaklarındaki botlardan çıkartıyorum. Sanırım evin oralardaki bir cafedeydik. Sandalyenin ahşaplarını saymak da aktivitten sayilir mi?


 Biraz okul hayatından bahsedeyim Alpi' nin. Her kreş çocuğu gibi master, Alpi' nin öğretmeni. O ne derse o olur. Ben de geride kalmaya çalışıyorum. Hem öğretmeni bunaltmamak, hem de Alpi' nin okul günlerini doğal bir şekilde yaşayabilmesini engellememek adına. İkimiz de alıştık sayılır. Anne olarak Alpi' ye yaklaşırsam; O, her anasına naz niyaz çekmek isteyen velet gibi çocuğum olarak karşılık veriyor. Öğretmen edasıyla, duruşuyla, sesiyle yaklaşırsam; O da sınıfımdaki çocuklar gibi karşılık veriyor. Nedir bu öğretmen edası, duruşu veya sesi? Nil demişti bir gün:
-İtiraz edeceği bir durumsa bile öyle bir ses tonu kullanıyorsun ki; hiç ikiletmiyor bile Berk, diye.
Ne zaman Alpi' ye bu şekilde yaklaşmam gerekse hep Nil, senin bu cümlen geliyor aklıma. :c)


 Öğretmeninin okulda ön planda olması sıkıntı yaşattı mı? Evet. Başlarda kesinlikle yadırgadım. "Kaç gün oldu da etki alanına giriverdin a yavrum! Aaa, çocuğa bak! O kadar bokunu temizle, başında nöbet tut; düne kadar bu kale geçilmezdi, bir tek bana hayran ve sevdalı bakardı da ne oldu 2 haftada?" diye kıskançlık krizlerine girmedim değil. Öğle uykusundan ben uyandırırsam, tekmeler uçuştu; öğretmeni uyandırdığındaysa, zayıf bir miyyyk! çıkınca; "Ne kıskanıcam lan? Uyandırmaya öğretmenini çağırayım" diye düşünmeye başladım. Tuvaletten el yıkamadan kaçmaya çalışırken yakaladığımda, yüksek sesli itirazlar varsa; ben de gizlice öğretmenine ispiyonlamaya başladım. Ne diye ayarı ben yiyecekmişim? Okula geç geldiğinde veya uyku saatinde, sınıf arkadaşlarıyla faaliyet yapamadı diye gözyaşları dökünce; öğretmeninden duyacağı bir "aferin" için 40 takla atınca; artık Alpi' nin evimizden, benim yanımdan ayrı bir hayatı daha olduğu dank etti. Demek ki çocuk hazırmış bu diğer sosyal hayata. Demek ki arkadaşlarını önemsiyormuş. Demek ki öğretmenine değer veriyormuş; hatta karşılıklı beklentileri de varmış.


 Alpi cephesinde de durumlar çok farklı değildi. Okulda hemen bana "Elif öğretmenim" diye hitab etmeye başladı. Bazen yeni veli&çocuklarına sınıfları gezdirirken karşılaşıyorduk. Anne diye seslenirdi, düzeltip Elif öğretmenim derdi. Ahh o anlar içim cızz ederdi. Biliyordum ki; o ANNE, "Sarılabilir miyim sana? Neden bu kadar yumuşacıksın? Seni çok seviyorum!" demezden önceki ANNE idi. Ben veli gezdirirken, ihtiyaçlarını öğretmeniyle paylaşmasını öğrendi.
Bazen diğer öğretmenlerle sınıflarımızdan bahsederken, "Benim çocuklarım" dediğimde Alpi ile gözgöze gelirdik. İçim yine cızzzz! Sınıfa aniden girdiğinde, eğer ki bir çocuğa sarılmışisem veya çocuklardan biri kucağımdaysa, hele ki çocuklar toplu saldırıya geçmiş de benimle sarılarak devirme oyunu oynuyorlarsa; gözlerinde bir hayal kırıklığıyla ya sarılanlara katılıyordu ya da gözleri yaşararak sınıftan kaçıyordu. "Benim çocuklar"ı, okullarda her öğretmen kendi sınıfındaki çocuklardan bahsederken kullanır diye açıklandı.
Böyle böyle herkes yerini ve sevgimizin zedelenmeyeceğini öğrendi.


Madem açıldım, devam edeyim. Okula ilk başladığım hafta bir bocalama yaşadım. Alpi 4 yaş grubunda başlamıştı. Görüşmeyi yapıp, 1 gün sonra işe başlamam gerektiği için; öncesinde de ben okula başvurmadığım ve okul beni bulduğu için çocuğumu manevi olarak hazırlama şansım olamadı.. Çok zor olacağını biliyordum ama Alpi için iyi bir olacağını hissettim. Uzun zamandır çalışmıyor olduğumdan, çalışma hayatına uzun bir ara verdikten sonra da istediğim gibi bir okula Alpi ile birlikte denk gelme şansı her zaman karşıma çıkmayacağından, değerlendirmeye karar verdim. 1 ay deneme sürem olacaktı. Onlar beni, ben onları deneyecektik. Başladık.

(Fuli' nin eşofman üstü ile dans ediyor)
O dönem o kadar da erken uyumadığı için; sabahları uykusunu alamamış olarak gidiyordu okula. Bunu ve oğlum hakkında bir çok ayrıntılı bilgiyi öğretmene verdim: Kolay bir çocuk değildir. Çabuk sinirlenir. Çok damarına basılırsa tekme atar, bağırır; hala üzerine geliniyorsa gözü kararır ve ağlayarak saldırıya geçer. Sakinleşmek için sadece ve sadece sarılıp, bir kaç yatıştırıcı söz söylemek yeterlidir. Öğle uykusuna karşı direnç gösterir ama uyumazsa da işbirliğine yanaşmaz. Yemek seçmez ama şansını deneyebilir. Dokunsal teması ve sevgi sözcüklerini çok ama çok önemser. Konuşmayı çok sever, fikrinin sorulmasını da sever. İlgi alanları ve hoşlandıkları antik Mısır, resim yapmak, yapbozlar, Montessori aktiviteleri (ki zaten bu konudan hiç mi hiç ümidim yoktu), hareketli oyunlar, masabaşı aktiviteleri, hayvanlar hakkında her şey. Ödül ve cezaya hiç alışkın değildir; ters teper. Kesinlikle başvurmayın.
Nasıl? Herhangi bir çocuk gibi değil mi? Yanında klavuzu da okunmuş üstelik. İlk 4 gün bir şekilde geçiştirildi. Geldi çattı 5. gün. Çıkış saatinde öğretmenine uğradım. Verilecek kirlisi, pazartesiye getirilecek birşey var mı diye sormak istedim ve uğradığıma uğrayacağıma bin pişman oldum. Fazla ayrıntıya girmeden yazacağım, zira halen sinirlerim zıplamakta!
ElfAna: Nasıldı bugün .. öğretmen?
Öğretmen: Ay valla nsıl olacak bu iş bilmiyorum. Çocuğunuz hayatımda gördüğüm en geçimsiz, en kavgacı, en küfürbaz çocuk. Çok problemli çok!
ElfAna: Hayırdır .. öğretmen? Ne oldu?
Öğremen: Ben sınıfımdaki çocukları mum gibi yapmak için 2 senedir uğrşıyordum. Senin çocuğun geldi de hepsinin düzenini bozdu. Ben böyle problemli çocuk gömedim!
ElfAna:!!!!!!
Öğretmen: Hepsini kudurtuyor, lafımı dinlemiyor. Arkadaşını dövdü, bana da sandelye fırlattı!
ElfAna: Ne?!?!?!?
Öğretmen: Valla ... hanimla konuşacağım. Bu böyle olmaz! İyi akşamlar!
ElfAna: :(

Tabii yaşadığım hayal kırıklığını :( anlatamaz. Suratıma tokat üstüne tokat yemiş gibi hissettim. Bir kaç saniye içinde aklımdan geçenler: Ne olmuş olabilir? Alpi ne durumda? Ne hissediyor? Öğretmen çok sinirli. ... hanıma ne söyleyecek? Okuldan ayrılmam gerekecek mi? Alpi' ye nasıl anlatırım? Alpi nasıl? Neler yaşadı? Öğretmeni nasıl bir tepki verdi?


Keşke benim sınıfımda olabilseydi! Montessori eğitmenlerinin çocuklarıyla olan tecrübelerinde bundan hiç bahsedilmiyordu! En çok anne yerine öğretmenim dedirtmekte zorlanmışlardı. Bu işte bir gariplik vardı!


Kuklalar, hiçbir işe yaramadı. Oyuncak bebekler de. Hatta peluş oyuncaklar bile. İmalar, ağzından laf almalar, hiç ama hiç-bir-şey! O gece uyumadan önce kollarıma aldım ve açık açık sordum. Bir yandan da ölesiye korkuyorum alacağım cevaptan. Çünkü 15 aylıkken, yine benimle kreşe giderken, o zamanki sersem öğretmeninin yaşattığı travmayı atlatmamız 2 senemizi almıştı. Ve ben bunu da o öğretmene anlatmıştım.
E: "Bak oğlum; eve gitmeden önce öğretmeninle konuştuk. Bugün üzücü bir şeyler olmuş sınıfta. Ondan, olanları dinledim. Ben, bir de senden dinlemek istiyorum. Sen de duygularını benimle paylaşır mısın?"
A: "Tamam"

Devamı gelecek...


7 yorum:

Pratik Anne dedi ki...

haydaaaaa, merak ettim simdi ne olmus, ne bitmis.

Bu arada ben de ayni kiskancligi bakici ablamizla yasadim.

Anne ve Bebisi dedi ki...

Sen 2 sene ugras didin cocuklari "mum gibi" yapmak icin.. sonra gelsin birisi duzenini bozsun, oldu mu? olmadi! cIk cIk cIk..

.....NURAN EVREN YILMAZ.... dedi ki...

:(

Ayda'nın annesi dedi ki...

Ben de çok merak ettim ne oldu ama bu konuşma üslubuna sahip bir öğretmenin haklı olduğu bir durum olma ihtimali coooook düşük bence, bir anneye cocuğu ile ilgili bir durum böyle mı dile getirilir bir de eğitimci olacak ben bu gibi bazi eğitimcilerin eğitimsizliklerine,gorgusuzluklerine uyuz oluyorum

neselihaller dedi ki...

o nasıl bir öğretmen öyle çok pardon? o ne iş yapıyor orada...ay bakın okuyunca ben bile çok sinirlendim...geri bildirim usülü diye birşey vardır değil mi? böyle bir üslubu olan bir öğretmen çocuklara ne verecek?

biot1 dedi ki...

elif bu blog arkası yarına döndü:( olmazki canım böle etik değil insanı böle gecenin bi vakti merak ettirmek:( şimdi çok merak ettim ben keşke anlatsaydın önceden:(

Evren dedi ki...

Ya ben buraya yorum yazmıştım göremiyorum şimdi. Neyse, meraktayız, bekliyoruz... Gerçi eminim sen çok güzel bir şekilde meseleyi halletmişsindir ya, yine de çabuk yaz, çatlatma bizi :P

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More