YILDÖNÜMÜ

 
 Çoluk çocuğa karıştıktan sonra bazen O da bizimle paylaşsın istiyoruz.
Anne kürdanla delmek üzere olduğu stickerı açmaya çalışırken.
RifBaba oğlanı türlü atraksiyonlarla fotoğraflamaya çalışırken.
Akşam evde karpuz sefası.


13 SENEYİ DEVİRDİK.

5 parasız, iki kişi olarak başlayan yolculuğumuz bak nerelere geldi..Bazen kelimeler yetersiz kalıyor. Boşlukları sen doldur:)

























KOMŞU KOMŞUUUU:

Güzide apartmanımızın güzide sakinleri Elçim kızın doğum gününde bir araya geldi. Bütün gece söylendiği gibi meğer herkes Elçim' in doğum gününü bekliyormuş kaynaşmak için.


Bütün çocuklar için tek tek mumlar yeniden yakıldı. Hepsi birer kez pastayı kesti. Biz büyükler bol bol sohbet ettik. Kaynaştık. Mutlu bir gece geçirdik. Nice mutlu yıllara tatlı kız:)


GET THE PARTY STARTED

Fotoları sağdan soldan, eşten dosttan toparladım nihayet. İşte Alpi' nin 3. yaş doğum günüsü:

 Hediye faslı pastadan önce başladı. Dayanamadı paketleri görünce.
Sönmeyen maytaplar:)
Burçin' in rahatsızlığı= bir gece öncesini yaya yaya geçiren ElfAna' yı tutuşturdu pek tabiiki. İş başa düşünce tüm ön hazırlıklar RifBaba' ın yardımıyla oldu. O da ilk kez bi parti nasıl veriliyo tecrübe etmiş oldu. Burçin: seneye kalmasın bişey. Dök şu kumların hepsini birden!
Bir "Akıllı Kitap" daha.. Ama bu seferki ağır geldi; önceki sayıları ne yapıp edip bulmam lazım.
Aras. Hasta hasta kapıp babasını kalkıp geldi kuzu.
Anneannenin hediyesi. The Original&The Copy. Bi tane de RifBaba' ya lazım da onunkinde ne yazacak?
Çok özlemişler birbirlerini. Araya tadilat vs girince 33 km öteye değil de Mars' a gitmişiz gibi olduk.
RifBaba' nın hediyesi Golf seti. Bu oyuncak bu yaz bu bahçeye daha çook iner.
Alpi arkadaşlarına bowling oynatmıyorken.
Hava karardığında parti nihayet bitmişti. Nice nice yıllara minik kuzum:)


ŞU ANDA ORALARDA OLMAK VARDI YAA....

3-3,5 yaşlarındaydım mizah dergileriyle ilk tanıştığımda. Kubi' nin elinde görüyordum hep. O, okuyup bana da açıklardı. Ben de gülerdim.
İstanbul demek, teyze çocukları demekti o zamanlar. Levent Abime pek ilişmezdim. O büyük olandı; sağını solunu kestiremezdim. Çocuk aklı işte.. Esin ablanın odası Dünya Gençlik Merkezi' nin Koşuyolu şubesi gibiydi. O biblolar, o kız çocuğu zımbırtıları. Bir kere kendi odası vardı. Bir de makyaj yapardı. Bebeklerini kurcalamama da fazla tepki vermezdi. Dördümüzün azması; teyzemin terliği hizalamasıyla boyut kazanırdı. Hepimiz üst kat merdivenlerine koştururduk. Arkada kalıp terliği yiyen genelde Kubi olurdu.:)Amerikan esprileri vardı sonra. 3' ü yere oturur annemi bayıltana kadar güldürürlerdi. Anneannem, teyzelerim&dayıma da çok düşkündüm ama Kubi' nin yerini kimseler tutamazdı. Kubi nereye; ben oraya. Arka bahçelerindeki ağaçlardan bana meyve toplardı. Herkes toplardı ama O; istediğim kadar yememe izin verirdi. Daha sonra 15-16 yaşlarımda eve sürüne sürüne gitmeme yetecek kadar içmeme izin verdiği gibi. Her fırsatta basketbol oynardı. Yıllar sonra ben de okul takımındaydım. Hem de maçlara lisanssız çıkan yegane model olarak. Beni de yanında götürmekten vazgeçmesin diye "Otur&buradan beni izle" ikazına; bacaklarım uyuşsa bile; değil hareket etmek; nefes bile almadan uyardım. Evden çıkarken havalı Nike' larını bağlayışını beklemek çok eğlenceliydi çünkü ardından kafasını eğerdi&jöle niyetine saçlarına limonu ben sıkardım. O dev kulaklıklarından birlikte Esin ablanın odasında Jacko dinlerdik. Thriller' ın sonundaki kahkahada walkmaninin sesini dayayıp beni korkudan ağlatsa da; nasıl olsa Levent abim O' nu bi temiz pataklayıp kanımı yerde komazdı. O'nun Ken' i benim Barbie' mi hep dövüp kavgayı kazansa da sonuçta maçı sattığım için; dondurmamı alırdı. Aralarında yaşı en küçük olan; kısaca Kubi diyebildiğim bi O vardı. Herşeyden önce anlamasam da komik dergileri vardı O' nun.
O sabah odasını düzenliyordu, ben de yanında oturuyordum. Tavan arasındaki asıl hazine olan birikmişleri görünce gözlerim pörtlemişti. O yaş için akıllara zarar bir keşif! O gün dışarıya çıkmadım O'nunla. Saatlerce, özenle sıralanmış Limon' larını inceledim. Sonra büyüdük, LeMan oldu. Bi ara Kubi' ye sormuştum da artık okumuyormuş. Ne hayal kırıklığıydı. Ben okumaya devam ettim. RifBaba' yla tanıştığımda; O da 6 yaşından beri takipçi çıkmıştı. Aman ne sevinmiştim! Güçlerimizi birleştirdik, hayatlarımızı birleştirdik. Öküz&Git' i ekledik; Penguen&Uykusuz' a bölündük.
Tüm bu hatıralar Kaan Sezyum' un bu haftaki yazısını okumamla gizlendikleri yerlerinden çıktılar.
Yıllar geçti; teyze çocukları dağıldılar bir bir.. Biri Antalya, biri Almanya, biri de İngiltere' de yaşıyorlar. Çok isterdim şu an yanınızda olabilmeyi. Çocukluğumun o dönemini ve sizleri çok özledim.




PARTY IS OVER



Dün Alpi' nin doğumgünü partisini yaptık. Tüm gönüllülerden fotoları toparlayıp en kısa zamanda buradayız. Bu arada dünü bizimle paylaşmaya gelen&gelemeyip de iyi dileklerini yollayan eşe dosta kucak dolusu sevgiler..

NE HAFTA AMA!




Kirac-BirVedaHavas.mp3 -

Pazartesi açılışı E&G&A ile yaptık. Bir güzel yedik içtik. Üstüne tatlılar.
Salı Sibel&minik Kartal' ı geldiler. Yine yemeli içmeli.
Çarşamba RifBaba' nın hala oğlunun karısı&annesi misafirimiz oldular. Yemeli içmeli yatılı.
Pazar günü Alpi' nin doğumgünü partisi var. Yemeli içmeli kudurmalı. Ordan atacağım kendimi Bodrum' a. Bünye biraz sakinlik istiyor. Kafa dinlemek istiyor.
Minik Kartal; Sibel' e de didiğim gibi 20 yaşına da gelsen Çaktırmadan Alpi' nin arabalarından yürütüp; adrenalin tavan yapmış halde, ciyak ciyak ananın dizlerine yapışan halini hiç unutmayacağım:)
Nohut yemek istemeyen bücürün kendi yaptığı düzenleme sonrası-yardım aldığı belli tabii ki- şevke gelerek tabağı silip süpürmesi güzel oluyor.

ESKİ KİTAPÇI ÇIKARTMASI

Bunlari 3-4 ay önce gözüme kestirmiştim. İndirimde görünce gün bugundür dedim ve aldım. Tahmin ettiğim gibi delirdi. Bir ayakkabı kutusuna yerleştirdik. İşi bittikten sonra da özenle yerleştirip kutuyu yerine koyuyor. Bu depolama olayı iyice sinir bozucu olmaya başladı. Artık şifonyerinin çekmecelerini de oyuncaklara ayırmaya başladık. Bu aralar oturma odasını mesken tuttu. çıldırtıcı bir durum tabii. 10 dk odada yalnız kaldıysa döndüğümde koltuğun bir ucundan öbür ucuna kadar, tv ünitesinin içi dışı, masa, yerler nereyi boş bulduysa; neredeyse bütün odası oturma odasına taşınmış oluyor. Ve tabii ki toplamayı da reddediyor. İnatla/sabırla toplaması için zaman verirsem sonuçta daha fazlasını kendim toplamak zorunda kalıyorum. RifBaba! Duy sesimi: "Çok çocuk idaresi benim daha rahat üstesinden gelebildiğim bir şey!"
Yeni ahşaplarıyla fotoğraflarını çekmemi istedi; ama kızgın bakacakmış!

Saçları artık iyice uzadı. Ne O' nun ne de bizim kestirmeye niyetimiz yok. Sık terliyor ve ense harab oluyor. Bulduğumuz çözümse saç bantı. Evin içinde 80' lerin aerobikçileri gibi koşturuyor. İlk günler lastik tokayla toplamama izin vermedi. Hatta bu fikirden nefret etti. Bantı da devamlı ben takıyorum O çıkartıyor. "O zaman bana tek seçim bırakıyorsun oğlum; saçlar kesilecek" deyince kuzu kuzu kendisi takmaya başladı. Şimdi O rahat, biz rahat.
Cumartesi günü halasının kızlarının ingilizce kitap siparişleri için Alsancak' a gittik. Kafamda İletişim&YKY vardı. Ara sokaklardan geçelim dedik ve Doğan Kitabevi' ne çıktık. Burası bir eski kitapçı. Lise boyunca&üniversitenin ilk iki senesinde hiç çıkmazdım buradan. Sonralarda binlerce kez önünden geçmeme rağmen içeriye girmeyi bırakın karşıdan bakmak bile aklıma gelmemişti. RifBaba' yı acele acele çekiştirip daldık içeriye. Sonuçta o kadar para bayılınacak ve buradan daha fazlasıyla çıkabilirdik. Nitekim öyle de oldu. 30 muhteşem bidik kitabını 70' e aldık. Eğer birinci el almaya kalksaydık; bu büyük ihtimalle 400tl ye yakın tutacaktı. Birçoğu hiç okunmamış bile. Arkalarında sterlin olarak etiketleri var; insanın gözlerini yuvalarından oynatacak fiyatlar. Tam 1,5 saat kaldık. Benim kara gözlü kuzum ne yaptı? Standların arasında deli danalar gibi koşturarak açılışı yaptı. Sonra yanıma gelip neleri incelediğime baktı. Çocuk kitaplarını farkedince seçti, inceledi, iki koşturup geldi yine inceledi. Superdi yani. Bi ara babasıyla dışarı çıkıp kapı önündeki standlara göz attılar.


Biz kitapları hesaplattırırken de kucaklayıp bu kitabı getirdi. Yakınlarda ve ogün yeni kitaplar almıştım zaten; alamayacağımı söyledim ve bir tiz çığlık! Değil kitapçı; Alsancak hop oturup hop kalkmıştır herhalde. O çığlıklar eşliğinde itiraz ederken RifBaba' yla ben açıklamaya çalışıyoruz. Hayret ki ne hayret içerideki müşteriler gülümseyerek bizi seyretmeye başladılar. Hiçbir zaman "etraftakiler"i direkt rahatsız etmediğimiz müddetçe umursamadım da bu sefer kınamayan bakışlar hayırdır inşallah dedirtti. Yeni nesil bu kadar mı anlayışlı? Harika!


afamdan bunlar geçerek Alpi' yi sakinleştirmeye çalışırken; Alpi' de "Hayıllll! Benden sonra başkası bakmasın bu kitaba, benim olsun!" diye yırtınırken; kasadaki genç araya girip "Sen çok mu seviyorsun okumayı? Benim hediyem olsun sana!" deyince; bücür döndü ve "Abi bana veldi altık. Alıp gidiyoluz!" u zafer edasıyla haykırdı. E bu seferlik tamam dedik ve haftaya hala kızlarına türkçe kitaplar almak üzere yine geleceğimizi söyledik.
Bu da aldığımız diğer kitap.
Dinazorlara bayıldık! RifBaba'yla gizledik. Seneye eline vereceğimiz bir kitap.
Üç boyutlulardan. O akşam Alpi yanımızda değilken bir güzel sayfaları açıp kapatıp eğlendik. Darısı seneye cücemin başına.
Bunlar da daha önce aldıklarımız.
İlk karedeki ansiklopedileri incelemeyi çok seviyor. Dışarıdan topladığımız bitki örnekleriyle karşılaştırıp aynılarını bulmaya çalışıyor. Burnumuzun dibi ama güneş alerjim nedeniyle hiç gidesim yok hayvanat bahçesine. Az kaldı havalar biraz daha serinlesin..

BİR İLK DAHA!




Billy Jean - Michael Jackson
Pazar sabahı güne çalışmaya hevesli bir bücürle uyanmak gibisi yok. Makinadan çıkartamadığı pantolonla cebelleşirken kaptım makinamı.
Hahaa.. Bir de inceleyip yorum yapıyor: "Bunun lengi güzelmiş", "Bu çolap benim olamayacak kadal büyük".
İlk sinema deneyimimiz gerçekleşti. Günlerdir beklediğimiz Ice Age 3' ye gittik. Alpi pek iplemedi yol boyunca. Sonuçta sinema sinema, dev ekran sayıklayıp duruyoruz da bilmiyor ki başına ne gelecek. Ben çok heyecanlandım aile aktivitelerimize birisi daha eklendi diye. Teyze demişti "Mutlaka kameranı yanına al abla. Herkes gözlüklerini taktıktan sonra uzaylı gibi görünüyo ve kahkahalarla birbirini çekiyor." Gerçekten çok komik gözüküyor. Biraz endişeliydim aslında girerken. Hem ilk sinema deneyimi hemde bu kadar uzun süre gözlükle duracak mı acaba? Sabah bilgisayarın başına oturttum ve gözlüksüz&gözlükle filmin nasıl gözükeceğini gösterdim. Bu arada miyop astigmatı olanlar gözlüksüz dünyayı işte tam olarak da o şekilde görüyor.
Evden çıkmadan her zamanki uyumayacağım krizini patlattı. Yolda uyudu; biz de film başlayana kadar attık arabasına gezdik dolaştık. Uyanınca başladı ağlama krizi. Ağlamıyor da resmen zırlıyor, arada da uluyor! Ama sinemaya 4 yaş altı giremiyor. Olay tehlikeye girdi. Çıkınca filmin oyuncaklarından birini alacağız rüşvetiyle sustu da içeriye göze batmadan girdik.
Salona girerken birden ellerime yapışıp girmek istemiyorum diye durdurdu beni. Eğilip endişeleniyor musun diye sordum. İçeride ne olduğunu bilmediği için+kalabalık ürkütmüş meleğimi. Merak etmemesini bizim yanında olacağımızı söyledim ve ikna oldu. Yanımızda Alpi' den 3 hafta büyük Arda&ailesi de vardı.
Çok eğlendik. İlk 1/2 saati neredeyse soluksuz izledi. Sonra gözlüklü&gözlüksüz denemeleri yaptı. Arda bir Arda' yı kontrol etti. Arkada neler oluyor deyip koltuğun üstünden diğer insanları dikizledi. Sinemaya gidince aynı tiyatrodaki gibi yüksek sesle konuşamayacağını öğrendi. Ve koca salondaki en minik izleyiciler bizimkilerdi. Çıkışta söz verdiğimiz gibi bir adet "Sid"alıp(Buz Devri' nin bütün oyuncaklarını istiyor! En iyisi bilgisayardan çıktılarını alıp; dondurma çubuklarına yapıştırmak ve kukla olarak sunmak. Yoksa al al nereye kadar) birşeyler atıştırdık ve Burçin' lere kahve içmeye gittik. Melis babaannesinde kaldığı için önce üzüldü. Sonra oyuncaklarıyla oynayabileceğini söylediğimizde de "Olmaz! Melis' ten izin almadan odasına giremem dedi" ki bu bizi pek memnun etti. Burçin' den ok alınca gözlerindeki hain pırıltılarla odaya daldı. Burçin okuyorsan aniden kalktığımız için odayı sana kakaladık. Özür diliyoruz:(
Pazar sabahı uyandığımız gibi soluğu G&E&A' in evlerinde aldık. Mangal keyfi eşliğinde deniz sefası yapmaya karar vermiştik. A Alpi ile oyalanırken; G&ben kahvaltıyı hazırladık. E&RifBaba' da alışverişe yollandı. Hepimizin kendi başımıza ilk mangal deneyimi olduğu için bokunu çıkarttık. Maşa unutulduğu için RifBaba' nin parmakları yandı. Kase almadığımız için salata kasesi problemi çıktı. Su veya içecek almadığımız için kuru kuru yedik. Cafeye dalıp kağıt tabak&çatal almayı en azından akıl edebildim. Yoksa zaten köpüren RifBaba hepimizi teker teker denize sokup boğardı herhalde! Bunlar keyfimizi epey bi kaçırdı. Ama yanımızda bunları iplemeyen gözü dönmüş bir deniz canavarı var. Çarçabuk tıkınıp denize attık kendimizi.
Gittiğimiz yer:Demirci' li köyü muhtarı komodor İbrahim' in Yeri. Ya daha tam anlamıyla keşfedilmemiş ya da çok akıllıca bir işletme zihniyetiyle bakir görüntüsünü korumuşlar. O kadar yolu sadece bir bardak çay içmek için giden arkadaşlar var imiş. Tavsiye edilir.
Bu iki aşk kuşu var yaaa.. Alpi' nin yeni gözdeleri. G&E. Evlenin de sizleri buradan ifşa edeceğim:)Ne kucaklarından iniyor ne öpücükleri eksik ediyor.
Mayosu, giysileri derken iççamaşırlarını da ıslatınca yeni başlayan öksürük gaza gelmesin diye bir süre anadan üryan takıldı ve paketlenip arabaya kondu.


Şarkı ne alaka? Anasının oğlu. Anası da bu yaşlarda başlamıştı MJ dinlemeye..

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More